Beni Yalnız Bırakın Ama Gitmeyin

Yalnız yaşamak özgürlük, yalnız ölmek neden trajedi?
Serhat Kılıç’ın ölüm haberini okuduğumda, beni ölümünün kendisinden çok başka bir şey düşündürdü: “Yalnız öldü.”
Bu cümle neden bu kadar ağır geliyor bize?
Bir insanın evinde, kimse tarafından fark edilmeden günler sonra bulunması neden ölümün kendisinden daha ürpertici bir görüntü yaratıyor?
Serhat Kılıç’ın hayatı ve ölümü hepimizin hayatına dokunan büyük bir soruyu önümüze getiriyor:
İnsan gerçekten yalnız ölmekten mi korkar?
Yoksa korktuğumuz şey başka bir şey mi?
*
Yalnız yaşamak neden özgürlük oldu?
Modern insanın en büyük kazanımlarından biri, kuşkusuz bireysel özgürlük alanının genişlemesidir.
İnsan artık istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değil. İstemediği bir ilişkinin içinde kalmak zorunda da değil. Ekonomik olarak bağımsızlaşabiliyor, kendi evinde yaşayabiliyor, kendi hayatının kararlarını kendisi verebiliyor.
Eskiden toplumsal zorunluluk olan birçok şey bugün bireysel tercihe dönüştü.
Evlilik yapmak zorunda değiliz.
Çocuk sahibi olmak zorunda değiliz.
Aynı evde yaşamak zorunda değiliz.
Hatta bir ilişkiyi sürdürmek için bile her zaman aynı mekânı paylaşmak zorunda da değiliz.
Bütün bunlar önemli özgürlükler.
Fakat özgürlükle birlikte başka bir şey de ortaya çıktı:
Yalnız yaşamak giderek daha sıradan hale geldi.
Peki o zaman neden “yalnız öldü” cümlesi hâlâ bizi bu kadar sarsıyor?
Çünkü, yalnız yaşamak ile yalnız ölmek aynı şey değil.
Yalnızlık başka, terk edilmek başka
Bir insan yalnız kalmayı isteyebilir.
Kapısını kapatabilir.
Telefonunu kapatabilir.
Kimseyi görmek istemeyebilir.
Kendi dünyasına çekilebilir.
Bunda hiçbir sorun yok.
Hatta insanın kendisiyle kalabilmesi, bir yanıyla ruhsal olgunluğun göstergesidir.
Ama yalnız kalmakla terk edilmek arasında büyük bir fark var.
Yalnızlık seçilebilir. Terk edilmek seçilmez.
Bir insan “Beni yalnız bırakın” diyebilir.
Ama bu, “Beni unutun” demek değildir.
Donald Winnicott, insanın “tek başına olabilme kapasitesi”nden söz ederken bunun paradoksal biçimde başka bir insanın varlığına dayandığını söyler:
“The basis of the capacity to be alone is the experience of being alone while someone else is present.”: insanın tek başına olabilme kapasitesinin temelinde, başka biri varken yalnız olmayı deneyimlemek vardır.
İlk bakışta çelişkili gibi görünüyor.
Nasıl olur da yalnız kalabilmek için bir başkasına ihtiyaç duyarız?
Oysa sağlıklı yalnızlığın sırrı tam olarak budur.
İnsan yalnız kalmayı, hiç kimseye ihtiyaç duymayarak öğrenmez.
Bir başkasının varlığına güvenebildiği için yalnız kalabilir.
Yanında kimse olmasa bile terk edilmediğini hissedebilir.
Bir ilişki içinde kendisini kaybetmeden kendi başına durabilir.
Olgun yalnızlık; ilişkilerin yokluğundan değil, güvenli ilişkilerin içselleştirilmesinden doğar.
Beni yalnız bırakın, ama gitmeyin
İnsanın ölümle karşılaştığında yaşadığı çelişki burada başlar.
Ölüm, insanın hayatında kontrol edemediği en büyük olay.
Bu nedenle insan son döneminde bile kendi ölümünü kendisine ait kılmak isteyebilir.
Kimsenin onu görmesini istemeyebilir (benim gibi).
Konuşmak istemeyebilir.
Kalabalıktan uzaklaşmak isteyebilir.
Hatta son anını kendi mahremiyeti içinde yaşamak isteyebilir.
Bunda anlaşılmaz bir şey yok.
Fakat ölümünü yalnız yaşamak istemek ile hayatından bütün ilişkileri çıkarmak istemek aynı şey değildir.
İnsan ölümünü kontrol etmek isteyebilir.
Ama ölümün içinde terk edilmiş olmak istemeyebilir.
İşte belki de insanın en tuhaf cümlesi burada ortaya çıkar:
“Beni yalnız bırakın, ama gitmeyin.”
Beni kendi halime bırak.
Ama beni unutma.
Kapımı çalma.
Ama kapımın ardında olup olmadığımı merak et.
Bana alan bırak.
Ama yokluğumu fark edecek kadar yakınımda ol.
Kuşkusuz bu, insan ruhunun en temel paradokslarından biri.
Ölümün kendisinden çok tanıksızlık
“Yalnız öldü” dediğimizde aslında bizi sarsan şey yalnızca ölüm değil.
Tanıksızlıktır.
Bir insanın son anında kimsenin yanında olmaması, ölüme başka bir anlam kazandırır.
Ölüm tek başımıza deneyimlediğimiz bir olay. Hiç kimse sizin yerinize ölemez.
Fakat ölümün bireysel olması, ölümün ilişkisiz olması gerektiği anlamına gelmez.
Belki de insanı bu kadar ürküten, insanın ölürken yanında kimsenin olmaması değil;
o anda kimsenin onun öldüğünü bilmemesidir.
Belki de Serhat Kılıç’ın ölümünün ardından duyduğumuz sarsıntının bir nedeni de bu.
Onun ölümüne bakarken, farkında olmadan kendi ölümümüzün ihtimaline bakıyoruz.
Modern insanın paradoksu
Modern insan uzun zamandır bağımlılıktan kurtulmaya çalışıyor.
Kimseye mecbur olmamak istiyor.
Kendi parasını kazanmak, kendi evinde yaşamak, kendi kararlarını vermek, gerektiğinde ilişkisini bitirebilmek istiyor.
Çok anlaşılır istekler.
Fakat insanı bağımlılıktan kurtarmakla insanı bağdan kurtarmak aynı şey değil.
Bu nedenle modern insanın önündeki yeni soru şu:
Kimseye mecbur olmadan yaşayabiliriz; peki kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabilir miyiz?
Çünkü hastalıkta bir başkasına ihtiyaç duyabiliriz.
Yaşlılıkta duyabiliriz.
Korktuğumuzda duyabiliriz.
Yas tuttuğumuzda duyabiliriz.
Ve ölümün eşiğinde belki daha da fazla duyabiliriz.
Bunun bizi yeniden geleneksel aileye dönmeye zorlaması gerekmiyor.
Çünkü eski aile yapısının içinde de baskı, eşitsizlik, zorunluluk ve mutsuzluk vardı.
Mesele aileyi kutsamak değil.
Mesele bağı korumak.
Aile değil, bağ
Belki geleceğin asıl meselesi aileyi kurtarmak olmayacak.
Çünkü aile değişiyor.
Evlilik biçimleri değişiyor.
Birlikte yaşama biçimleri değişiyor.
İnsanlar daha uzun süre yalnız yaşayabiliyor.
Boşanabiliyor.
Yeniden ilişki kurabiliyor.
Bütün bunlar insanın özgürlüğünü genişleten değişimler.
Fakat bütün bu değişimlerin içinde kaybetmememiz gereken bir şey var:
Bağ kurma kapasitemiz.
Bir insanın hayatımızda bir yerinin olması.
Bizim de bir başkasının hayatında bir yerimizin olması.
Birinin bizi merak etmesi.
Birinin sesimizi duymak istemesi.
Birinin yokluğumuzu fark etmesi.
Birinin gerektiğinde kapımızı çalması.
İnsanın asıl ihtiyacı sürekli yanında birilerinin bulunması değil,
Bir başkasının hayatında bir karşılığının olduğunu bilmektir.
İnsan yalnız ölmek isteyebilir
Sorumuza geri dönelim:
İnsan gerçekten yalnız ölmek ister mi?
Bazısı ister, bazısı istemez…
Ama insanın kaçınılmaz olarak ihtiyaç hissettiği şey,
Birine bağlıyken de kendisi olarak kalabilmektir.
Bu yüzden insanın ölüm karşısındaki en insani cümlesi şudur:
Beni yalnız bırakın.
Ama gitmeyin.