“Onu Değil, BENİ SEVMESİNİ SEVDİM”

Ya da diğer yüzü
“Beni değil, ona olan sevgimi sevdi!”
***
Bu cümleler, ilişkide bir “anomali” olduğunu gösterir mi?
Evet!
Anomali; taraflardan birinin yoğun romantik duygular hissedip, davranışlar sergilerken; diğerinin bunu hissetmemesi, göstermemesi; yani ilişkinin hem duygular hem de duyguların sorumlulukları açısından yükünün dengesiz dağılmasıdır.
***
Peki, böyle bir ayrım mümkün mü?
Kişi ve davranışları birbirinden ayrılabilir mi?
Davranışlar kişiden bağımsız olarak sevilebilir mi?
***
İlişkide duyguları daha yoğun hisseden, bunların yansıtılmasıyla ilgili sorumlulukları daha fazla sergileyen, ilişkiye daha fazla yatırım yapan taraf; yukarıdaki cümleyi karşılanmamış beklentilerinin hayal kırıklığıyla dile getirir.
Bu kişinin düşüncelerinin temelinde “öfke” vardır. Kabul edilemeyen öfkenin projeksiyonu vardır.
Kişi, sergilediği yoğun romantizmin gerçekçi bir bağ değil de “onaylanma” ve “değer görme” ihtiyacından kaynaklandığını derinde bir yerde bilir; bunu kabullenmek yerine “gerçek sevginin” kendisinde olduğunu, karşı tarafın kendisinden beslendiğini düşünür: işte bu projeksiyon/yansıtmadır. Projeksiyon: “sana öfkeliyim” duygusunu “sen bana öfkelisin” şeklinde algılamak ve ifade etmektir.
“Onu değil, bana olan aşkını sevdim” düşüncesinde olan kişinin, karşısındakinin sevgisine, romantizmine dair kuşkusu vardır;
“Ben bu kadar yoğun hissetmiyorken, o nasıl bu kadar yoğun hissediyor? Bu sevgi gerçek mi?”
Ancak, bu kuşkusuna rağmen, “kendisine sunulan bağı kaybetmek istemediği” için şüphesini manüplatif bir şekilde ilişkiye yansıtır. Karşısındakinin bağlanmasında kuşku görürse artık bu duyguyu kabul edemeyeceği için, kuşku sorununu kendi egosantrikliği sorunu olarak yorumlar. “Onu değil bana olan aşkını sevdim” diyerek, sorunu kendi üzerine alır.
***
Bu ayrımı yapma ihtiyacı,
Kaçıngan Bağlanma Stili nedeniyle duygusal olarak yatırım yapmaktan kaçınmasından, “yoğun sevgi gösterildiğinde boğulmuş hissedip”, aradaki “duygusal mesafeyi koruma” ihtiyacından kaynaklanmasıdır.
Bir başka sebepse bir önceki yasın reddidir.
Bu durumda kişi ayrılık sonrası yaşadığı “kaybın acısını hafifletmek” için “zaten onu değil bana olan aşkını sevmiştim” küçümsemesine baş vurur, duygusal yük bu şekilde azaltılır.
Bir başka sık görülen sebepse bağlanmanın getirdiği “potansiyel acıdan” kaçınmak için bu söylemin geliştirilmesidir.
***
Peki, kişi ve onun davranışlarını gerçekten ayırabilir mi?
Bir insanı sevmek, onun bize nasıl davrandığıyla doğrudan ilişkilidir. Sevdiğimiz kişinin tutumu, ilgisi, nezaketi ve sevgisi; onun kimliğinin parçasıdır.
Ancak, sevgiyi “aldıkları” ya da “verdikleriyle” tanımlamayıp, tüm varlığıyla o kişiye ya da şeye yönelim olarak tanımlayanlar için bu cümleler anlamsızdır. Böyle bir ayrıma ihtiyaç duymazlar, duyuluyorsa orada olmazlar.
***
İlişkiyi aldığı sevgi üstünden yorumlayan kişi, yaşadığı ilişkiyi araçsallaştırıyor demektir. Kişi, partnerini “bağımsız bir birey” olarak değil, duygusal “ihtiyaçlarını karşılayan bir araç” olarak görüyor demektir. Partner, ilişki yaşanan biri değil sadece “sevgi kaynağı” olarak görülüyor demektir. Bu tür algılar, bireyin “erken dönem bağlanma” deneyimlerine gönderme yapar.
İlişkinin duygusal yükünü üstlenen tarafa ise partnerini “kendilik nesnesi” olarak görür. Yani, partnerin sevgisiyle kendi değerini doğrulamak istemektedir. Aslında kendini eksik hissettiği için bu sevgiyi göstermektedir! Bu kişi için ilişki, sadece duygusal bir bağ değil, “kendini güvende” hissetme yönelimidir.
***
“Onu değil, bana olan sevgisini sevdim” ya da
“Beni değil, ona olan aşkımı sevdi” ifadeleri, kaçınmanın bir yoludur.
Bu cümleler, “kabul edilemeyen bir huzursuzluğun” sesidir.
Kişi bu cümlelerin arkasına sığınmak yerine
“Karşımdaki kişi ne kadar gerçek?”
“Ben bu ilişkide gerçekten kendimi yansıtıyor muyum?”
Sorularını sormalıdır.
Bu sorunların cevaplarının yaratacağı farkındalık, kişinin ilişkilerde tekrar eden döngüleri kırmasına imkan sağlar.