NARSİSTİK SAVUNMA
Giriş
İnsan ruhu acıyla doğrudan temas edemez; acı, her zaman bir anlamlandırma ve düzenleme gerektirir. Bu düzenleme süreci yalnızca tekil savunma mekanizmalarıyla değil, zamanla örgütlü savunma örüntüleri aracılığıyla gerçekleşir.
Klinik pratikte “kişilik bozukluğu” olarak adlandırılan yapıların önemli bir kısmı, aslında acıya karşı “kalıcı” hale gelmiş savunma organizasyonlarıdır.
Her ne kadar kalıcı olmasa ve yaşanan her zorlanmada kendini tekrar etse de kişilik bozukluğu düzeyinde olmadan da bu örgütlenmeler kendini gösterebilir. Örneğin narsist olmasanız da acı verici bir duruma karşı narsistik bir savunma geliştirebilirsiniz.
Bunları hepimiz yaparız. Ancak bazımız bunu diğer bazımıza oranla çok daha yoğun ve süreklilik arz eden şekilde yapar. Doğal olarak bu durum, acı karşısında ortaya çıkan yasın yaşanmasına engel olur. Yasın ertelenmesi ise kişinin hayatında başkaca bozucu faktörleri yaratır.
Bir yazı dizisi halinde 6 ayrı kişilik bozukluğunun savunma örüntülerini yorumlayacağım:
Narsist savunma, borderline savunma, obsesif savunma, paranoid savunma, şizoid savunma ve psikopati savunma olarak açacağım başlıklar…
Söz konusu kişilik bozukluğuna ait bu davranışların tekil bir durumda örgütlü bir şekilde ortaya çıkışını
- İlişki içindeki çatışma süreçlerinde
- Ayrılık / boşanma sürecinde
- Kayıp (ölüm, geri dönüşsüz yitirme) sürecinde irdeleyeceğim.
Bu 3 durumda söz konusu savunmaların hem zihin hem dil hem de davranışsal olarak nasıl ortaya çıktığını tartışacağım…
Bu bölümde ilk olarak narsistik savunma örgütlenmesi ele alınacaktır.
Narsistik Savunma
Narsistik savunma, özünde utanç, değersizlik, bağımlılık ve terk edilme acısına karşı geliştirilmiş bir düzenektir. Bu savunma, acıyı bastırmaz; onu yüceltir, küçümser ve üstünlük aracılığıyla etkisizleştirmeyi amaçlar.
“Kırılganlığım görünürse, varlığım tehdit altındadır.”
Bu nedenle narsistik savunma geliştiren kişi, ilişkilerinde duygusal yakınlığı değil, “kendi iç bütünlüğünü” korumaya öncelik verir.
İlişkinin sürdüğü çatışma anında narsistik savunma kişinin zihninde şu düşünceleri oluşturur:
-“Sorun bende olamaz.”
-“Karşımdaki beni anlamıyor / yeterli değil.”
-“Ben bu ilişkinin daha değerli tarafıyım.”
-“Zayıflık gösterirsem kontrolü kaybederim.”
Bu cümleler açıkça dışarıya vurulmaz çoğu zaman ve hatta bazen kişi bunu kendisine bile söylemez, kabul görmeyeceği endişesiyle… Ama içinden bunlar geçer.
Bu düşünce biçiminde çatışma, kişi için ilişkiye ait bir sorun olmaktan çıkar; kişinin kendi değerine yönelik bir saldırı olarak algılanır. Karşı tarafın talebi ya da eleştirisi ne kadar makul olursa olsun, bu talebi kabul etmek yetersizlik olarak algılanır(yenilmişlik). Bu kişi için “ben hata yaptım” demek “ben yetersizim” demektir. Bu nedenle iç görüleri çok kısıtlı, özeleştirileri çok zordur. “Hata” sadece bir davranış sorunu değil, bir kişilik sorunudur onun için.
Davranışlara ise şu şekillerde yansır:
-Savunucu ve küçümseyici dil
-Empatik geri çekilme
-Tartışmayı “haklı–haksız” eksenine sıkıştırma
-Üstten konuşma, öğretici veya yargılayıcı ton
-Duygusal geri çekilme ya da ani öfke patlamaları
Onun için öncelik çatışmanın çözümü değil, kendi üstünlüğünün “yeniden” tesis edilmesi önemlidir. Bu nedenle uzlaşma, “kazanan/kaybeden” algısına indirgenir.
Ayrılık, narsistik savunma için en güçlü tetikleyicilerden biridir çünkü ayrılık:
-Seçilmeme kaygısı
-Terk edilme kaygısı
-Tercih edilme kaygısı
gibi geçmişten gelen “narsistik yaralanmaları” tahrik eder. Ayrılık, onun için “sadece” ayrılık değildir.
Ayrılık sürecinde zihninde baskın olan düşünceler:
-“Zaten mutsuzdum.”
-“Kaybeden o, ben değilim.”
-“Benden daha iyisini bulamaz.”
-“Bu ayrılık benden bir şeyi eksiltmez.”
Doğal olarak ayrılık, bir yas süreci olarak değil; kimlik/kişilik için bir tehdit olarak algılanır. Bu nedenle kişi duygusal çözülme yaşamak yerine durumu kendi için yeniden anlamlı hale getirmeye çalışır.
Ayrılık sürecinde narsistik savunma yapan kişilerde;
-Hızlıca yeni ilişkilere yönelme
-Sosyal çevreye güçlü, mutlu, “iyi durumda” görünme
-Ayrıldığı sevgiliyi/eşi değersizleştirme
-Ayrılığı kontrol altında tutmaya çalışma (rekabet)
-Duygusal yüzleşmeden kaçınma
Davranışları yoğun şekilde deneyimlenir. Bu süreçte yas tutulmaz; yas ertelenerek ya da inkâr edilerek askıya alınır.
Kayıp süreci narsistik savunma için en zorlayıcı deneyimlerden biridir.
Çünkü burada:
-Kontrol yoktur,
-Telafi yoktur,
-İlişkiyi onarmak mümkün değildir.
Kayıp durumunda kişinin zihninde şu düşünceler baskındır:
-“Güçlü durmalıyım.”
-“Dağılmamalıyım.”
-“Bu acı beni yıkamaz, ben bu değilim”
-“Başkalarının bana acımasına tahammül edemem.”
Bu düşüncelerle kişi acıyı zayıflıkla özdeşleştirir ve acıyı reddeder.
Kayıp durumunda narsistik savunmanın davranışlara yansıması ise genellikle şöyle olur:
-Yasın dışa vurumundan kaçınma, üzüntüyü bastırma
-Aşırı çalışma, üretme, meşguliyet
-İnsanlarla ilişkilere duygusal mesafe koyma
-“Güçlü görünme” çabası
-Başkalarının yasına (acısına/üzüntüsüne) tahammülsüzlük
Bu noktada yas, yaşanmaz; yönetilmesi gereken psikolojik bir süreç olarak algılanır.
Bastırılan yas, ilerleyen dönemlerde fiziksel ya da bedensel çökkünlüklere sebep olur ya da sıklıkla “bağlanma bozuklukları” olarak geri döner.
Özetle,
Narsistik savunma, acıyı yok etmez; onu büyüklük, mesafe ve kontrol aracılığıyla etkisizleştirmeye çalışır. İlişkilerde yakınlık arttıkça savunmalar sertleşir; kayıp ve ayrılıkta ise yasın yerini “anlamlandırma” ve “üstünlük” arayışına bırakır.
Bu savunmaları hepimiz geliştiririz, kendi iç bütünlüğümüzü korumak için. Geçici olduğunda koruyucudur; ancak kalıcı olduğunda sorun yaratır. Kişinin hem kendiyle hem de çevresiyle kurduğu ilişkilerde temasın/bağlanmanın önünde bir engel, bir zırha dönüşür.