İNSAN NE ZAMAN DEĞİŞİR?

DEĞİŞİM
- İNSAN NE ZAMAN DEĞİŞİR?
İnsan için çoğu zaman ruhsal dengeyi korumak, değişmekten daha önceliklidir. Bu nedenle değişim genellikle bir kararın sonucu değil, eski dengenin artık sürdürülemediği dönemlerin sonucudur.
a.Kayıp dönemleri
Kayıp insanı otomatik olarak değiştirmez. Ama eski kimliği taşıyan şey ortadan kalktığında bir boşluk oluşur. İlişki biter, biri ölür, iş kaybedilir, çocuk evden ayrılır.. işte bu boşluk kişiyi değiştirir. Boşluk iki şekilde doldurulur: ya hızlıca eski düzenin benzeri kurulur, ya da kişi ilk kez kendine “Ben şimdi kimim?” sorusunu sorar. Değişim bu soruyla başlar.
a.Başarı sonrası gelen anlamsızlık
Dışarıdan bakınca paradoks gibi görünse de insan yıllarca bir hedefe doğru gider: meslek, evlilik, para, statü… Hedef gerçekleştiğinde ise kısa bir rahatlama olur. Sonra beklenmedik bir duygu ortaya çıkar; “Hepsi bu mu?”
Çünkü hedef aslında içsel bir eksikliği örtüyordur. Hedef ortadan kalkınca eksiklik görünür hâle gelir. Birçok insanın orta yaşta değişime yaklaşması bu nedenledir.
c.Tekrarın fark edildiği dönemler
Kişi farklı insanlar, farklı ortamlar, farklı zamanlarda aynı sonucu yaşadığını fark eder: Aynı ilişki çatışması, Aynı terk edilme hissi, Aynı değersizlik duygusu.
Bu noktada kader söylemi kırılır. “Bana hep böyle insanlar denk geliyor” söylevi yerini
“Böyle olmasının benimle ilgili bir nedeni var mı?” sorgulamasına bırakır.. bu soru değişimin kapısıdır.
d.Yorulma noktası
İnsan bazen acıdan değil, aynı şeyi taşımaktan yorulduğu için değişime yaklaşır. Savunmak, haklı çıkmak, anlatmak, dayanmak… Enerji kalmadığında savunmalar gevşer. Ve kişi ilk kez farklı bir şey denemeye açık hâle gelir. Bu yüzden değişim çoğu zaman güçlü hissettiğimizde değil, yorulduğumuzda başlar.
e.Kontrolün işe yaramadığını fark etme anı
Obsesif, kontrolcü ya da aşırı uyumlu yapılarda bu çok belirgindir. Kişi yıllarca doğru yaparak, düşünerek, önlem alarak hayatı yönetmeye çalışır. Bir noktada hayat kontrol edilemez bir “şey” gösterir. Hastalık, ayrılık, beklenmeyen bir kayıp… O an şu gerçekle karşılaşılır:
“Her şeyi doğru yapmam bir işe yaramıyor.”
Bu kırılma, gerçekçi bir değişimin başlangıcı olabilir. İnsan değişime en çok hayatın artık eski anlamıyla açıklanamadığı dönemlerde yaklaşır.
2.DEĞİŞİMİN PSİKODİNAMİK ZEMİNİ
a.Semptomun İşlevini Kaybetmesi
Freud’a göre semptom bir arıza değil, bir uzlaşma çözümüdür. Semptom iki şeyi aynı anda yapar:
Yasaklanan dürtüyü dolaylı yoldan yaşatır,
Kaygıyı tolere edilebilir düzeyde tutar.
İnsanın değişmediği süreçte semptom işe yaramaktadır. Değişim semptom artık koruyucu işlevini yerine getiremediğinde mümkün olur.
Örneğin:
Kıskançlık ilişkiyi korurken ilişkiyi yıkmaya başlar,
Kontrol kaygıyı azaltırken hayatı daraltır,
Yeme davranışı rahatlatırken bedeni tehdit eder.
Son noktada ruhsal ekonomi bozulur. Eski çözüm artık pahalı hale gelmektedir. Freud buna açıkça “değişime hazır olma hali” demez ama analiz sürecinin başlaması bu kırılmaya bağlıdır.
b.Yas Tutabilme Kapasitesinin gelişmesi
Melanie Klein’a göre değişim, kayıp tolere edilebildiğinde mümkün olur. Ona göre İnsan eski kendiliğinin yasını tutmadan değişemez. Çünkü değişmek şunları kaybetmektir: eski savunmalar, eski ilişki biçimi, mağduriyet kimliği, haklılık ihtiyacı…
Depresif pozisyon dediği şey tam olarak budur: Kişi artık iyi ve kötünün aynı nesnede var olabileceğini kabul eder. Bu noktada suçluluk yıkıcı olmaktan çıkar, onarıcı hale gelir. İnsan ilk kez “başka türlü olabilirdim” diyebilir. Bu, değişime hazırlığın en güçlü göstergelerinden biridir.
c.Tekrarlama Döngüsünün Fark Edilmesi
Lacan ise insanın acıdan değil, aynı şeyi tekrar ettiğini fark ettiğinde değişime yaklaşacağını düşünür. Analizde bir an gelir, kişi şunu görür:
“Sorun kişiler değil, benim seçimlerim, benim davranışlarım.”
Bu farkındalık bilişsel değildir. Daha çok bir yabancılaşma hissidir. Kendi hikâyesini dışarıdan görmeye, dışarıdan bakmaya başlar.
d.Yeterince Güvenli Alanın Oluşması
İnsanın değişebilmesi için kendini güvende hissetmesi gerekir. Çünkü savunmaların bırakılması, geçici bir dağılma hissi yaratır. Terapide ya da hayatta kişi şunu hisseder: Dağılırsam tamamen yok olmayacağım. Bu his olmadan değişim girişimleri genellikle kısa sürer. Bu nedenle değişimi mümkün kılan, kişinin kendini güvende hissedeceği ortamın ortaya çıkmasıdır.
e.İkincil Kazançların Görülmesi
İnsan acıyı bırakmaz çünkü acı “bir şey” sağlar: ilgi, kimlik, haklılık, kaçınma, sorumluluktan korunma.
Kişi bu kazancı fark ettiğinde; 1. Utanç ortaya çıkar, 2. özgürlük ihtimali doğar.
İnsan değişime, vazgeçeceği şeyi kaybetmeye hazır olduğunda yaklaşır. Psikanalitik dilde bu şöyle söylenebilir
“İnsan değişmeye karar verdiğinde değil, eski halini koruyamadığında değişir.”
3.DEĞİŞİMİN BAŞLADIĞININ SOMUT GÖSTERGELERİ
a.Suçlama dili azalır, merak dili başlar
Değişmeye hazır olmayan kişi hâlâ açıklama arar:
“O böyle yaptığı için…”
“Şartlar böyleydi…”
“Ben zaten mecburdum…”
Değişmeye yaklaşan kişide cümle değişir:
“Ben bunu neden hep böyle yapıyorum?”
“Benim buradaki sorumluluğum ne?”
Burada kendini suçlamak yoktur. Ama kendine bakma isteği vardır ve bu çok önemli bir eşiktir.
b.Acıyı hemen bastırmaya çalışmaz
Hazır olmayan kişi acıyı hızla kapatmak ister: yeni ilişki, yeni karar, ani ayrılış, radikal değişiklikler.. hazır olan kişi ise bir süre dayanabilir. Acıyı çözmeden önce anlamaya çalışır. Psikanalitik olarak bu, dürtü boşalımı yerine düşünmenin devreye girmesidir.
c.Haklı olmaktan vazgeçmeye başlar
Değişimin önündeki büyük engellerden biri “Haklıysam değişmek zorunda değilim” Düşüncesidir. Kişi ilk kez şunu söyleyebildiğinde değişim yaklaşır:
“Haklı olsam bile bu bir şeyi değiştirmiyor. Bana kendimi iyi hissettirmiyor.”
Haklılıktan vazgeçmek, kimlikten küçük bir parçayı bırakmaktır.
d.Kaybı görmeye başlar
Hazır olmayan kişi şunu söyler:
“Artık böyle yapmayacağım.”
Ama neyi kaybedeceğini düşünmez. Hazır olan kişi ise şunu fark eder:
“Bunu bırakırsam, yalnız kalabilirim.”
“Bunu bırakırsam kendimi güçlü hissetmeyebilirim.”
“Bunu bırakırsam alıştığım düzen bitecek.”
Ve sonra “ama”yla başlayan cümleler kurmaya başlar. Burada belirleyici olan değişim arzusu değil, değişimin sebep olacağı kaybın tolere edilebilme kapasitesidir.
e.Tekrar ettiğini fark eder
“Ben bunu daha önce de yaşadım.”
Bu düşüncenin/duygunun ortaya çıkışı bir suçlama değil, döngünün fark edilmesidir. Kişi artık kaderci düşünceden dışarı çıkar, davranış örüntüsünü görür. Bu düşüncenin derinleşmesi değişimi kaçınılmaz kılar.
f.Hız azalır
Gerçek değişime yaklaşan insanlar, genelde yavaşlar. Çünkü artık kaçmıyorlardır.
Karar almak yerine anlamaya başlarlar. Bu durum dışarıdan bakınca kararsızlık gibi görünse de asıl olan zihinsel entegrasyon/zihinsel uyumdur.
İnsan değişmeye hazır olduğunda hayatını değiştirmeye çalışmaz; önce kendini anlamaya başlar. Değişme çabası, kurtulma çabasından vazgeçiş; değişimin başladığı yerdir..
4. İNSAN DEĞİŞİME NEDEN DİRENİR?
a.Değişim sadece kazanmak değildir, kimlik kaybıdır
Bir davranışı bırakmak çoğu zaman sadece alışkanlığı bırakmak değildir. Fedakâr olmayı bırakmak iyi insan kimliğini sarsar, güçlü görünmeyi bırakmak kırılganlıkla yüzleştirir, ilişkiden çıkmak “kendini özel hissetme” duygusunu kaybettirir.
Kişi değişimin getireceği rahatlığı ister ama eski kimliğin kaybını fark ettiğinde geri çekilir. Çünkü soru şuna dönüşür:
“Bunu bırakırsam ben kim/ne olacağım?”
Zihin, belirsizliği acıdan daha tehdit edici bulur.
b.Tanıdık acı, bilinmeyen iyilikten daha güvenlidir
İnsan mutsuz olduğu bir yerde kalabilir, çünkü orayı bilir. Acının sınırlarını ne zaman artıp ne zaman azalacağını tanır.Değişim ise bilinmezliktir. Buna tanıdık nesneye bağlılık da diyebiliriz. Kişi, iyi olana değil, tanıdık olana yönelir.
c.Çevre değişime direnç gösterir
Bir kişi değişmeye başladığında çevresindeki kişilerarası sistem de bozulur. Partner, aile, arkadaş çevresi, farkında olmadan kişiyi eski dengesine geri çağırır. Değişimden rahatsız olmuşlardır. Çünkü herkes birbirinin rolüne alışmıştır.Biri değiştiğinde diğerleri de değişmek zorunda kalır. Bu yüzden kişi ait olduğu yapıyı kaybetmemek için, farkında olmadan eski hâline döner.
e.Yas tutulmadan değişim kalıcı olmaz
İnsan bırakacağı şeyin yasını tutmadan değişemez. Ama yas acıtır. O yüzden kişi değişime yaklaşır, kaybı hisseder ve geri çekilir. Aslında değişimden değil, yasın ağırlığından kaçınmaktadırs.
f.Değişim yalnızlaştırır
Değişmeye başlayan kişi bir süre eski çevresine ait hissetmez, yeni yere de henüz ait değildir. Bu arada kalma hâli rahatsız edicidir. Birçok insan bu yalnızlık hissiyle karşılaşınca eski düzenine geri döner.
İnsan değişimden vazgeçmez; çoğu zaman değişimin gerektirdiği vedadan vazgeçer.
5. NE DEĞİŞİR; DAVRANIŞ MI RUH MU?
a.Çekirdek değişmez, ilişki değişir
Erken dönem deneyimlerle oluşan bazı eğilimler kolay kolay ortadan kalkmaz: terk edilme kaygısı, onay ihtiyacı, kontrol etme eğilimi, değersizlik duygusu.. Bunlar çoğu zaman silinmez. Ama kişi bunlarla kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. Eskiden terk edilme korkusuyla yapışan biri, korkunun geldiğini fark edip yine de yapışmayabilir. Korku vardır ama davranışı yönetmez. Değişim burada olur.
b.Değişim unutmak değil, hatırlayarak yaşamaktır
İnsan değiştiğinde geçmişini geride bırakmaz. Aksine geçmiş artık saklanması gereken bir şey olmaktan çıkar. Savunma azalır, hatırlama artar. Bu yüzden gerçek değişim daha iyi/hafiflemiş hissettirmez her zaman; bazen daha çıplak hissettirir.
c.Belirti gider, anlam kalır
Birçok insan değişimi şöyle hayal eder
“Artık böyle hissetmeyeceğim.”
Oysa değişim çoğu zaman şudur
“Böyle hissettiğimde ne yaptığımı değiştireceğim.”
Duygu aynı kalır ama döngü kırılır.
d.Değişim bir sonuç değil, bir kapasitedir
Değişmiş insan artık hiç zorlanmayan insan değildir. Zorlandığında eskiye dönme ihtimalini fark edebilen insandır. Yani değişim, hatasızlık değil; kendini yeniden düzenleyebilme kapasitesi kazanmaktır.
İnsan başka biri olmaz. Ama kendisinden kaçmayı bırakabilir.
6.İNSAN DEĞİŞMELİ MİDİR?
İnsan değişmek zorunda değildir. Doğa/hayat kimseye “değişmezsen yanlış yaşadın” demez. Bu yüzden mesele ahlaki bir zorunluluk değildir. Ancak şu soru kişi için ortadadır:
“Değişmeden yaşamanın bedeli nedir?”
a.Değişmeyen insan tekrar eder
İnsanoğlu tanıdığı yolu seçer. Kişi değişmediğinde hayat yeni görünür ama deneyim eski kalır. Aynı kırılmalar, aynı hayal kırıklıkları, aynı yalnızlık.. bu yüzden bazı insanlar hayatlarının farklı dönemlerini anlatırken aslında tek bir hikâyeyi tekrar ediyormuş gibi hissederler, hissettirirler. Değişmemek burada bir seçimden çok, tekrardır.
b.Esneklik azalır
Ruh sağlığı biraz da esneklik demektir. Değişmeyen yapı zamanla katılaşır. Gençken işe yarayan savunmalar, yaş ilerledikçe ilişkilere zarar vermeye başlar. Kontrol, mesafe, susma, kaçınma gibi.. bir zamanlar koruyan şeyler ilerleyen yaşlarda yalnızlaştırır. Bu noktada değişim hayatta kalmak için değil, uyum sağlayabilmek için gerekli bir enstrümana dönüşür.
c.Hayat değişir, insan aynı kalırsa yabancılaşma başlar
Çocuk büyür, ilişkiler dönüşür, beden yaşlanır, roller değişir… Ama kişi eski benliğiyle kalmaya çalışır. O zaman hayat ilerler, insan geride kalmış gibi hisseder. Bu da çoğu zaman anlamsızlık ya da içsel boşluk ortaya çıkartır.
Son Söz…
İnsan acı çektiğinde değişmez. Çünkü çoğu insan acı çektiğinde aynı kalmak için daha çok çabalar. Ağlar, yakınır, anlatır, tekrar tekrar anlatır. Ama bunların hiçbiri değişim değildir. Bunlar, olan biteni taşımaya devam etmenin yollarıdır.
İnsan, başına geleni anladığında da değişmez. Anlamak rahatlatır, hatta bazen gurur verir. “Farkındayım” demek, çoğu zaman değişimin yerine geçen bir tesellidir.
İnsan, haklı olduğunu düşündüğünde hiç değişmez. Haklılık, insanın en güçlü sabitleyicisidir.
İnsan genellikle değişimi istemez.
İnsan, aynı kalıp daha az acı çekmek ister. Ama bu mümkün değildir. Çünkü acı, değişimin bedeli değil; ertelenmiş değişimin faizidir. İnsan o faizi yıllarca öder. Faiz anaparayı çoktan katlamıştır ama kişi tarafından fark edilmez…
İnsan ne zaman değişir?
Kendini kurtarmaya çalışmayı bıraktığında. Çünkü insan kendini kurtarmaya çalıştıkça aynı hikâyenin içinde kalır. Ama kendini olduğu yerde bıraktığında, ilk kez gerçekten yer değiştirir. Vazgeçeceği şeyi gerçekten kaybetmeye hazır olduğunda değişir…
Değişim, iradeyle başlamaz. Değişim, kayıpla yüzleşmeyle başlar. Çünkü bir davranışı bırakmak demek, o davranışın sağladığı rahatlıktan, korumadan, kimlikten vazgeçmek demektir…