ZİHİNSEL SADAKATSİZLİK
“İhanet” denildiğinde çoğumuzun aklına fiziksel ya da duygusal bir ilişki gelir. Oysa insan zihni, ilişkilerde bundan çok daha karmaşık biçimlerde çalışır. Bazen kişi partneriyle birlikteyken zihni bambaşka bir yerdedir. Kimi zaman geçmişteki bir sevgiliyi, kimi zaman ulaşamadığı birini, kimi zaman ise yalnızca hayranlık duyduğu bir kişiyi düşünür. Hatta bazı insanlar “cinsel birliktelik sırasında” partneriyle değil, zihninde canlandırdığı başka biriyle birlikteymiş gibi bir deneyim yaşar.
Bu durum birçok insanın aklına aynı soruyu getirir: Bu da bir ihanet midir?
Ben bu yazıda “zihinsel sadakatsizlik” ifadesiyle, kişinin duygusal ya da cinsel yaşantısını zihninde sürekli olarak üçüncü bir kişi ya da kişiler üzerinden kurmasını kastediyorum. Bu, psikoloji literatüründe yerleşik bir tanı ya da teknik kavram değildir; konuyu tartışmayı kolaylaştırmak için kullandığım açıklayıcı bir ifade…
Peki insan neden zihninde üçüncü bir kişiye ihtiyaç duyar?
İlk bakışta bunun nedeni, mevcut partnerden hoşnutsuzluk gibi görünebilir. Oysa klinik deneyim, durumun çoğu zaman bundan daha karmaşık olduğunu gösterir. “İnsan çoğu zaman başka bir insanı değil, o insanın temsil ettiği duyguyu arar”.
Hayranlık görmek, arzulanmak, güçlü hissetmek, gençliğini yeniden yaşamak, özgür olmak ya da koşulsuz kabul edilmek… Zihinde canlandırılan kişi, çoğu zaman bu ihtiyaçların taşıyıcısıdır.
Aslında kişi çoğu zaman o insanı değil, onun yanında olacağını düşündüğü “kendini” özler.
Bu nedenle zihinsel dünyada kurulan üçüncü kişi, çoğu zaman gerçek bir rakip değildir. Eksik hissedilen benliğin tamamlanacağına inanılan sembolik bir figürdür.
Bunun yanında ilişkilerin doğasında bulunan “rutin” de önemli bir etkendir. Uzun süreli birlikteliklerde heyecan zamanla azalabilir. Beyin ise yenilikten (farklı uyaran) beslenir. “Hayal kurmak, bazı insanlar için monotonluğu kıran zihinsel bir uyarıcıya” dönüşebilir. Burada amaç çoğu zaman ilişkiyi bitirmek değil, kaybolduğunu düşündüğü canlılık duygusunu yeniden hissetmektir.
Bazı kişiler için ise bu hayaller, mevcut ilişkinin çözülmemiş sorunlarından uzaklaşmanın bir yoludur. İfade edilemeyen öfke, kırgınlık, yalnızlık ya da değersizlik duyguları zihinsel dünyada kurulan alternatif senaryolarla telafi edilmeye çalışılır. Gerçek ilişki sorumluluk, çatışma ve hayal kırıklığı içerirken; hayal dünyasında her şey kişinin kontrolündedir. Orada reddedilme yoktur, hesap verme yoktur, incinme riski yoktur.
İlginç olan nokta şudur: Bazı insanlar yıllarca aynı kişiyi düşünürken, bazıları sürekli farklı kişileri hayal eder. “Aynı kişinin yıllarca zihinde kalması, bazen çözümlenmemiş bir bağlanmaya, tamamlanmamış bir ilişkiye ya da geçmişte kalan bir duygusal yaraya işaret edebilir. Sürekli değişen kişiler ise daha çok yenilik arayışını, onaylanma ihtiyacını ya da zihinsel uyarılma arzusunu düşündürebilir.”
Görünüş farklı olsa da, altta yatan ihtiyaç çoğu zaman benzerdir: Kişi, kendisinde eksik hissettiği bir duyguyu zihinsel olarak tamamlamaya çalışmaktadır.
Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Ara sıra akla gelen bir hayal ya da kısa süreli bir fantezi, insan zihninin doğal işleyişinin bir parçasıdır. Zihin çağrışımlar üretir, anılar canlandırır, olasılıklar kurar. Bunun tek başına psikolojik bir sorun ya da ilişki açısından bir tehdit olduğunu söylemek doğru değildir.
Sorun, zihindeki üçüncü kişinin gerçek ilişkinin önüne geçmeye başlamasıyla ortaya çıkar.
Kişi partneriyle duygusal bağ kurmak yerine sürekli hayal dünyasında yaşamaya başlıyorsa, cinsel uyarılma yalnızca bu senaryolarla mümkün oluyorsa ya da gerçek ilişkiden aldığı doyum giderek azalıyor ve zihinsel senaryolara bağımlı hâle geliyorsa, artık üzerinde düşünülmesi gereken bir sorundan/durumdan söz edebiliriz.
Bütün bunlardan sonra asıl soru şudur:
“Zihinsel sadakatsizlik” gerçekten bir sadakatsizlik midir?
Bu sorunun tek ve kesin bir cevabı yoktur.
Çünkü hemen hepimiz zaman zaman başkalarını düşünürüz. Bir oyuncuyu beğenebilir, eski bir sevgiliyi hatırlayabilir, iş yerindeki birini çekici bulabilir ya da arkadaş ortamında başka insanlar hakkında konuşabiliriz. Bunlar insan zihninin doğal ürünleridir ve tek başlarına bir ihanet anlamına gelmezler.
Ancak zihinsel yaşam sürekli olarak ilişkinin yerini almaya başladığında, partner yalnızca fiziksel olarak var olurken duygusal ve cinsel yakınlık sürekli üçüncü kişiler üzerinden kurulmaya başladığında, ilişkinin “psikolojik bütünlüğü” zedelenir.
Burada mesele yalnızca “başkasını düşünmek” değil; ilişkinin duygusal merkezinin yavaş yavaş “başka bir yere” taşınmasıdır.
Belki de asıl tartışmamız gereken soru, “İnsan kimi düşünüyor?” değil, “İnsan neden düşünmeye ihtiyaç duyuyor?” sorusudur.
Çünkü insan başka birini arıyor gibi görünse de gerçekte uzun zamandır kaybettiği bir yönünü aramaktadır.
***
Zihinsel sadakatsizlik yalnızca “başka birini düşünmek” olarak değerlendirilemez.
Psikanalitik düşünceye göre insan arzusu, sahip olunan nesneye değil, eksik olana yönelir. İnsan, elindekini değil; “kendisinde eksik hissettiği parçayı arar”.
Bu nedenle zihinsel sadakatsizlik çoğu zaman partnerden kaçmak değil, kişinin kendi eksikliğiyle kurduğu ilişkinin bir yansımasıdır.
Bu nedenle “zihinsel sadakatsizlik”, çoğu zaman üçüncü kişiye duyulan ilgiden çok, kişinin kendi iç dünyasında tamamlanmayı bekleyen eksik parçaların sessiz bir ifadesidir.
insan bazen partnerini aldatmaz, partnerinin üzerine kendi eksik nesnelerini yerleştirir. Aldatılan çoğu zaman karşıdaki kişi değil, gerçekliğin kendisidir…