SEKSTE 3. KİŞİ

Kontrol Edilen İhanet
İlişkilerde üçüncü kişi denildiğinde aklımıza ilk olarak aldatma gelir. Oysa son yıllarda görünürlüğü artan başka bir olgu var. Çiftlerden biri, ilişkiye üçüncü bir kişinin dâhil olmasını istiyor. Kimi zaman ikinci bir kadın ya da ikinci bir erkekle birlikte olmayı, kimi zaman partnerinin başka biriyle birlikte olmasını ve sonrasında bunu kendisine anlatmasını, kimi zaman yalnızca izlemeyi ya da izlenmeyi arzuluyor.
İlk bakışta bütün bunlar cinsellikle ilgiliymiş gibi görünür. Bana göre ise asıl mesele cinsellik değildir. Cinsellik burada yalnızca ruhsal bir ihtiyacın konuştuğu dildir.
Asıl dikkat çekici olan, bu deneyimlerin çoğu zaman bir kez yaşanıp geride bırakılmamasıdır. Eğer mesele yalnızca “yasak olanı denemek” olsaydı, ilk deneyim merakı büyük ölçüde gidermeliydi. Oysa birçok kişi aynı senaryoyu tekrar tekrar yaşamak istemektedir. Demek ki kişi, cinsel bir yenilik aramaktan çok, her seferinde yeniden düzenlemeye çalıştığı psikolojik bir ihtiyacın peşindedir.
İşte tam bu noktada önemli bir yanılgı başlar. Dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyen davranışların aynı psikolojik nedenden kaynaklandığı düşünülür. Oysa psikanalitik bakış bize tam tersini söyler: Davranış aynı olabilir; ruhsal anlamı aynı değildir.
Bir kişi ilişkiye üçüncü birini dahil etmek ister çünkü kaybettiği arzuyu yeniden canlandırmaya çalışıyordur. Bir başkası için üçüncü kişi, narsisistik olarak yeniden değerli hissedebilmenin aracıdır. Bir diğeri kıskançlığın yarattığı yoğun duygulanımı erotikleştiriyordur. Bir başkası ise iki kişilik yakınlığın yarattığı kaygıyı ancak üçüncü bir unsurla düzenleyebiliyordur.
Bu nedenle “üçüncü kişi” dediğimiz olgu tek bir psikolojik kategori değildir.
Bazıları için üçüncü kişi yalnızca bir tanıktır. Cinsellikten çok görülme arzusu çalışır. Bir başkasının bakışı, ilişkinin gerçekliğini pekiştirir. Burada bedenlerden çok bakışlar konuşmaktadır.
Bazıları için ise üçüncü kişi rekabeti yeniden üretir. Uzun ilişkinin içinde sıradanlaşan arzu, başka birinin varlığıyla yeniden canlanır. Kıskançlık, unutulmuş libidoyu harekete geçirir. Üçüncü kişi aslında ilişkiye değil, arzunun içine girmiştir.
Bazı kişilerde ise çok daha farklı bir dinamik vardır. İlişkiye üçüncü kişi dâhil edilir ama her ayrıntı önceden belirlenmiştir. Kim olacak, nasıl olacak, ne kadar sürecek, sonrasında neler konuşulacak… İlk bakışta bu bir paylaşma isteği gibi görünse de çoğu zaman burada gördüğümüz şey özgür bırakılmış bir ihanet değil, kontrol edilen bir ihanettir. Daha doğru ifadeyle, senaryosu önceden yazılmış bir ihanet…
Burada kontrol edilen şey sadakat değil; sadakatsizliğin yaratacağı yoğun duygulardır. Kişi belirsizliği değil, belirsizliğin güvenli bir simülasyonunu yaşamaktadır. Böylece hem yasak korunur hem de kontrol kaybedilmez.
Bu tartışmanın ilginç taraflarından biri de cinsiyetler arasında görülen farklı örüntülerdir. Klinik gözlemler ve mevcut araştırmalar, erkeklerde ilişkiye ikinci bir kadının dâhil olduğu fantezilerin kadınlara kıyasla daha sık dile getirildiğini düşündürmektedir. Buna karşılık kadınlarda ikinci bir erkekle birlikte olma ya da ilişkiye ikinci bir erkeği katma fantezileri daha seyrek ifade edilmekte ya da farklı anlamlar taşımaktadır.
Ancak burada aceleci genellemelere kapılmamak gerekir. Aynı görünen fantezi, kadın ve erkekte aynı psikolojik işleve sahip olmayabilir.
Örneğin birçok erkekte görülen “iki kadın ve ben” fantezisi, çoğu zaman “partnerim ve başka bir erkek” senaryosuyla aynı duygusal karşılığı üretmez. İlkinde heyecan yaşayan kişinin, ikincisinde yoğun kıskançlık, rekabet ya da yetersizlik hissetmesi şaşırtıcı değildir. Bu bile bize üçüncü kişinin kendisinin değil, üçüncü kişinin temsil ettiği psikolojik anlamın belirleyici olduğunu göstermektedir.
Bazı erkekler için ikinci kadın, çeşitlilik arayışından çok iki kadın tarafından arzulanmanın narsisistik doyumunu temsil eder. Bazıları için ise uzun süredir kaybolmuş canlılık hissini yeniden üretmenin bir yoludur. Daha az sayıdaki bazı kişilerde ise partnerini başka biriyle hayal etmek bambaşka psikolojik dinamikleri harekete geçirir. Görünüşte aynı davranışlar, birbirinden oldukça farklı bilinçdışı süreçlerin ürünüdür.
Bu nedenle üçüncü kişiyi yalnızca cinsel tercihlerin konusu olarak görmek eksik kalacaktır. Burada konuştuğumuz şey, insan ruhunun arzuyu nasıl düzenlediği, yakınlığı nasıl taşıdığı ve kendi eksiklik duygusuyla nasıl baş etmeye çalıştığıdır.
Belki de en önemli soru şudur:
Neden bazı insanlar için iki kişinin ilişkisi yeterli olmaz?
Neden arzunun canlı kalabilmesi için sürekli üçüncü birine ihtiyaç duyulur?
Belki de üçüncü kişi hiçbir zaman gerçekten üçüncü kişi değildir.
Belki de üçüncü kişi, insanın kendi içinde çözemediği bir eksikliğin, bir kaygının ya da bir çatışmanın ilişki sahnesindeki görünür temsilcisidir.
Bu yüzden üçüncü kişiyi anlamaya çalışırken asıl sorumuz “Kim ilişkiye girdi?” olmamalıdır.
Asıl soru şudur:
İki kişilik bir ilişkinin içinde, üçüncü kişiyi çağıran şey aslında kimdir?