İNSAN NASIL YİYORSA ÖYLE Mİ SEVİYOR?

Bu soru ilk bakışta fazla metaforik görünebilir.
Ancak son yıllarda psikoloji alanında yapılan bazı çalışmalar, yeme davranışının yalnızca biyolojik bir ihtiyaç olmadığını;
kişinin duygu düzenleme biçimiyle, bağlanma örüntüleriyle ve kişilerarası ilişkileriyle yakından bağlantılı olabileceğini söylüyor.
Bazı insanlar üzgünken yemek yiyor.
Bazıları stres altında iştahını tamamen kaybediyor.
Bazıları tok olduğu halde yemeye devam ediyor.
Bazılarıysa açlığa uzun süre dayanabiliyor.
Peki bunlar yalnızca metabolik süreçler mi?
Yoksa kişinin;
ilişki kurma biçimiyle,
bekleme kapasitesiyle,
kaygıyı taşıma şekliyle
ve duygusal ihtiyaçlarını yönetme tarzıyla ilgili ipuçları taşıyor olabilir mi?
- Örneğin bir insanın yemekle kurduğu ilişkiyle insanlarla kurduğu ilişki arasında görünmez benzerlikler olabilir mi?
- Hızlı yemek yiyen biri ilişkilerini de hızlı mı tüketiyordur?
Sürekli atıştırma ihtiyacı duyan biri sürekli duygusal temas mı arıyordur? - Tok olduğu halde yemeye devam etmek, duygusal doyumsuzluğun bedensel bir karşılığı olabilir mi?
- Yemek seçiciliğiyle ilişki seçiciliği arasında bir bağ var mıdır?
- Kontrolcü yeme davranışlarıyla kontrolcü ilişki örüntüleri birbirine benzer mi?
- Bazı insanlar neden kavga sonrası yemek yerken bazıları iştahını tamamen kaybeder?
Belki daha da önemli soru şudur:
Kişinin “ilişki anksiyetesini” yönetme biçimiyle yeme davranışı arasında bir ilişki var mı?
Duygularını erteleyen biri açlığını da erteliyor olabilir mi?
Anlık dürtülerini kontrol etmekte zorlanan biri, yeme davranışında da benzer bir kontrol kaybı yaşıyor olabilir mi?
Uzun süre aç kalabilen birinin, ilişkilerde de ihtiyaçlarını bastırma eğilimi var mıdır?
Öfkesini uzun süre içinde tutup bir anda patlayan biri, yeme davranışında da benzer bir birikme ve boşalma döngüsü yaşıyor olabilir mi?
Belki de bazı insanlar gerçekten aç oldukları için değil, duygusal olarak eksik hissettikleri için yemek yiyordur?
Çünkü bazı insanlar yemeyle yalnızlığını doyurmaya çalışır.
Bazı insanlar yiyerek kaygısını bastırır.
Bazı insanlar yiyerek boşluğunu doldurur.
Bazı insanlar da yiyerek kendini sakinleştirir.
Ve ayrıca,
Belki sofrada kişiye eşlik eden insanla ilişkideki insan birbirinden tamamen farklı değildir? Çevremizdeki kişiler aynı zamanda yeme döngümüzü de belirliyordur?
***
Yeme davranışı yalnızca bedenin değil, ruhun da dili olabilir mi?
Bence evet.
Çünkü insanlar yalnızca yemek yemiyor; bazen kaygılarını yatıştırıyor, bazen boşluklarını dolduruyor, bazen de ilişkilerde taşıyamadıkları duyguları beden üzerinden regüle etmeye çalışıyorlar.
Bu yüzden insanlar kilo vermek için defalarca uğraşmalarına rağmen aynı döngünün içine tekrar tekrar giriyorlar.
Kimi üç kilo verip üç kilo alıyor.
Kimi iki kilo verip beş kilo alıyor.
Kimi uzun uğraşlarla yirmi kilo veriyor ama aylar ya da yıllar sonra başladığı noktaya geri dönüyor.
Bazılarıysa ne yaparsa yapsın bir türlü kilo veremiyor.
Sonuçta, mesele yalnızca irade meselesi değil.
Çünkü kişinin yeme davranışı değişse bile, ilişki kurma biçimi değişmediğinde aynı duygusal döngüler tekrar ortaya çıkabiliyor. İnsan kendini yalnız hissetme biçimini, kaygıyı taşıma şeklini, ihtiyaçlarını ifade etme tarzını, öfkesini bastırma yöntemini değiştirmediğinde;
beden eski düzenini yeniden kurmaya çalışıyor.
Bu yüzden bazı insanlar kilo verse bile orada kalamıyor.
Çünkü yalnızca beden değişiyor ama ilişki örüntüsü aynı kalıyor.
Ben uzun zamandır insanların kişilerarası ilişki biçimleriyle yeme davranışları arasında güçlü bir ilişki olabileceğini düşünüyorum.
İnsanın yemekle kurduğu ilişki, insanlarla kurduğu ilişkinin sessiz bir tekrarından ibaret.
İlişkiler değişmediği sürece yeme davranışı da değişmiyor.
***
Burada önemli bir noktayı da ayırmak gerekiyor.
Bir insanın hayatı boyunca kilo problemi yaşamamış olması, yeme davranışını kontrol edebiliyor olması ya da kolay kolay kilo almıyor olması; onun kişilerarası ilişkiler açısından daha sağlıklı bir yerde olduğunu göstermez.
Çünkü bazı insanların kilo almamasının nedeni metabolik olabilir.
Bazılarınınki ise psikolojik olarak aşırı kontrollü bir yapıya sahip olmaları olabilir.
Kimi insanlar yalnızca yemeği değil; öfkelerini, ihtiyaçlarını, arzularını, yakınlaşma isteklerini ve duygusal tepkilerini de yoğun biçimde kontrol eder.
Belki de bazı insanlar kilo almıyordur çünkü kendilerini hiçbir alanda tam anlamıyla bırakmıyordur.
Bu açıdan bakıldığında, yeme davranışını kontrol edebilmek her zaman ruhsal esneklik anlamına gelmez.
Bazen bu durum, kişinin duygu dünyası üzerinde kurduğu katı denetimin bir parçası olabilir.
Yani mesele yalnızca “fazla yemek” değil; bazen “fazla kontrol etmek” de olabilir.
Bu yüzden yeme davranışıyla kişilik yapısı arasındaki ilişkiyi konuşurken meseleyi yalnızca kilo almak ya da vermek üzerinden değil; kişinin kaygıyı, dürtüyü, yakınlığı, boşluğu ve kontrol ihtiyacını nasıl yönettiği üzerinden düşünmek gerekiyor.
***
Şimdi yukarıdaki soruların her birini tek tek açmak gerek.
İnsan nasıl yiyorsa öyle mi seviyor?
Kaygısını yönetme biçimiyle yeme davranışı arasında nasıl bir bağ var?
Doyamamak yalnızca bedensel bir mesele mi?
Yoksa açlığın mideyle ilgisi yok mu?
Bir sonraki yazıda bu sorulardan biriyle devam edeceğim.