İlişkilerin Kırılgan Yüzeyi: DUYGUSAL REGÜLASYON

Bağlanma sorunu üstüne, 4. Yazı.
Duygusal Regülasyon:
İLİŞKİLERİN KIRILGAN YÜZEYİ
Bazen bir terapi süreci sadece danışanın hikâyesiyle değil, terapistin de içsel dengesiyle şekillenir. Bu yazıda paylaşacağım vaka, yalnızca bir çiftin ilişkisel kriziyle değil, benim bu krizin ortasında verdiğim bir kararla da başladı.
O gün, spordaydım. Kendi dengemi kurmaya, bedenimi dinlemeye çalıştığım bir andı. Telefonumda üst üste mesajlar belirmeye başladı. Danışanım Rabia değil, onun en yakın arkadaşı yazıyordu bu kez: “Rabia kriz geçiriyor, ne yapacağımı bilemiyorum. İntihardan bahsediyor…” Bu cümleleri görünce, içimde bir telaş yükseldi. Aslında iç sesim “Rabia’nın daha önce yaşadığı aşırı tepkilerinden biri bu, spor devam et” dese de duygusal olarak manipüle oldum. Sporu yarıda kesip apar topar ofise geçtim. Rabia’yı hemen aldım.
Tam da tahmin ettiğim gibiydi: Ekrem’le yaşanan bir ayrılık krizi. Rabia, birkaç gün önce sevgilisinin başka bir kadınla mesajlarını ve fotoğraflarını yakaladığını, Ekrem’in de aldatmayı itiraf ettiğini anlattı. Sonrasında olanlar ise klasik “yapışma-kopuş” döngüsüydü: Ekrem başlangıçta pişmandı, ilişkinin bitmesini istemiyordu. Rabia tüm kırılmışlığına rağmen onu affetmeye kararlıydı. Ama affetmek için ikna edilmek istiyordu. “Affetmemi sağlayacak bir yaklaşım görmeliyim” dedi içten içe. Fakat beklediği o duygusal telafi gelmedi. Aksine Ekrem birkaç gün içinde soğuyup ilişkiyi bitiren taraf oldu!
Rabia’nın anlamakta zorlandığı yer burasıydı. Aldatılan oydu, kırılan oydu, ağlayan kendisiydi… Ama yine de terk edilen o olmuştu! Seans ilerledikçe tablo netleşti: O büyük kavganın sabahında, Rabia’nın annesi Ekrem’i arayıp hakaretler etmiş, tehditlerde bulunmuştu. Rabia da kavganın hemen öncesinde Ekrem’i yakaladığı mesajları ve fotoğrafları kızların ailesine göndereceğini söyleyerek korkutmuştu. “Seni rezil edeceğim” demişti ve kavga, bu tehdidin ardından patlamıştı.
Rabia, seansın ilerleyen saatlerinde bile hala mağduriyet pozisyonundan çıkamıyordu. Aldatılmanın acısı elbette anlaşılırdı ama kendi davranışlarının ilişkideki karşılığı üzerine düşünemiyordu. Ekrem’in onu neden terk ettiğini anlamıyordu, çünkü o sadece hissettiklerine bakıyordu; bu hisleri nasıl ifade ettiğine değil!
O noktada şunu söyledim ona, çok net ve doğrudan:
“Aldatılmak can acıtır, haklısın. Affedilmek için bir şeyler beklemen de çok insani. Ama sen bu kırgınlığı öfkeye çevirip karşı tarafı tehdit ettiğinde, ona anneni gönderdiğinde, görsel olarak taciz ettiğinde… Ekrem artık kendi öfkesini, kaygısını yönetmeye çalışır hale geliyor. Bu durumda seni telafi edecek bir duygusal pozisyonda olamaz. Çünkü kendi hayatta kalma içgüdüsü harekete geçiyor.”
Burada tam olarak duygusal regülasyon devreye giriyor işte. Rabia’nın yaşadığı duygular değil, bu duygularla baş etme biçimi ilişkinin krizini başka bir boyuta eviren şey olmuştu. Yaşadığı yoğun duygularla başa çıkmakta zorlandığı anda, bu duygular onun yerine hareket etmeye başladı. Öfkesini, kaygısını dışa vurarak karşı tarafı hizaya sokabileceğini düşündü ama olan, bağın kopması oldu.
Bütün bunlar bana bir kez daha şunu gösterdi: Romantik ilişkilerde yaşanan krizler, duyguların derinliğinden değil, bu duygularla ne yapabildiğimizden şekil alıyor. Kendimizi kötü hissettiğimizde, kaygılandığımızda ya da ihanete uğradığımızda bu duygularla kalabilmek, onları düzenleyebilmek(regüle edebilmek)… İşte en çok bu belirliyor ilişkilerin akıbetini.
***
Danışanım 50’li yaşlarında bir erkek. Yaklaşık bir yıldır süren, zaman zaman tartışmalarla devam etmiş bir ilişkisi var. İlişkinin son ayında, partnerinin başka bir erkekle olan yazışmalarını görüyor ve “Beni aldatıyorsun” diyerek onu suçluyor. Ancak yazışmalar duygusal ya da cinsel bir içerik taşımıyor; daha çok arkadaşça bir dilde. Kadın bu kişinin çocukluk arkadaşı olduğunu açıklıyor. Sonrasında söz konusu erkek de danışanı arayıp aralarında bir şey olmadığını belirtiyor. Buna rağmen danışan inanmıyor ve kadının kendisini aldattığını düşünüyor. Bu olaydan sonra karşılıklı ağır sözler sarf ediliyor ve ilişki sona eriyor.
Danışan yaklaşık bir aydır partnerinin onu aramamasından dolayı öfkeli, stres içinde, mağdur olduğunu düşünüyor. Aramamasını “aldattığının delili” olarak görüyor. Ayrıca ekonomik olarak ilişkide çok verici davrandığını ve bu davranışının istismar edildiğini düşünüyor. Bu düşüncesi, karşı tarafın hâlâ geri dönüş yapmamasıyla pekişiyor.
Ancak görüşmeler ilerledikçe ilişkinin başka dinamikleri ortaya çıkıyor. Danışan, partnerine her ay düzenli olarak ev kirası, elektrik, su, aidat gibi giderlerin yanında cebine harçlık da verdiğini anlattı. Bu desteği ayrılsa da bir müddet daha devam ettireceğini, onu mağdur etmeyeceğini belirtiyor ve bunun için söz veriyor. Ancak tartışmadan sonra öfkeye kapılıyor ve bu ödemeleri yapmıyor ve partnerine mağduriyet yaşattığını söyledi. Ayrıca ilişkinin daha önceki kısa süreli ayrılıklarında güvensizlik yaşatacak ilişkiler yaşadığını, tekrar bir araya geldiklerinde bunu partnerine itiraf ettiğini söyledi. Partneri bu durumu öğrendikten sonra ilişkide güvenin daha da zedelendiğini dile getirmiş.
Danışanın ilişki boyunca flörtöz davranışlar sergilediği ve kadının bu davranışlardan hep rahatsızlık duyduğunu da belirtti, bu davranışlarla ilgili sorunları partneri dile getirmiş, ancak bunlar da üstü örtülmüş konular arasında yer almış. Zorlanarak yaptığı bu konuşmadan sonra ona şunları söyledirm
“Evet, sen partnerinin seni aldattığını düşünüyorsun ancak bu düşünceyi destekleyen yeterli veri yok elinde. Diyelim ki ortada böyle bir durum var, peki böyleyse neden yine de partnerinden geri adım atmasını bekliyorsun? Gösterdiğin yüksek tepkisellik, cezalandırıcı davranışlar (ekonomik desteği çekmek, altındaki arabayı almak) karşı tarafın kendi davranışını sorgulamasını engeller. Çünkü senin duygularını regüle edemediğin bu ortamda, karşı taraf senin yaşadığın duygularla empati kuramaz. Aksine, kendi zarar görmüşlüğüne odaklanır. Öfke ya da kaygı gibi duygular ağır bastığında, kişi karşısındakini görmekte zorlanır. Bu nedenle, kendi içsel dengen bozulmuşken, karşı tarafın senin beklentilerine uygun şekilde davranmasını beklemen rasyonel eksik bir değerlendirmede bulunduğunu düşünüyorum…”
Bu vaka, duygusal regülasyon bozukluklarının çift ilişkilerinde nasıl döngüsel bir yapıya bürünebildiğini göstermesi açısından çarpıcıdır. Danışanın, reddedilme ve ihanete dair güçlü örüntülerinin tetiklenmesiyle verdiği cezalandırıcı tepkiler, hem kendi acısını derinleştiriyor hem de ilişkinin onarıcı bir sürece girmesini engelliyor. Duyguların tanınamaması ve düzenlenememesi, hem empati kapasitesini hem de kişiler arası sınırların sağlıklı bir şekilde yönetilmesini zedeler. Bu bağlamda, duygusal regülasyon sadece bireysel bir beceri değil, ilişkisel bir işlevdir de.
Terminolojik olarak “Duygusal Regülasyon” Kavramı
“Duygusal regülasyon” (emotion regulation) terimi modern psikoloji literatüründe özellikle 80’lerin sonu 90’ların başında belirginleşmiştir. Bu kavramın kuramsal temellerini James J. Gross atmıştır. Gross 1998 tarihli makalesinde duygusal regülasyonu, duyguların hangi zamanlarda, nasıl yaşandığını ve dışa vurulduğunu etkileyen süreçler olarak tanımlar. Ayrıca duygusal regülasyonun öncesi temelli ve tepki temelli olmak üzere ikiye ayırır.
Ancak, kavram olarak “duyguların düzenlenmesi” (duygusal regülasyon) fikri Gross’tan çok daha eskiye dayanır. Özellikle psikanaliz, davranışçılık ve bilişsel psikoloji çerçevelerinde “duygularla başa çıkma”, “savunma mekanizmaları”, “dürtü kontrolü”, “duygusal bastırma” gibi isimlerle incelenmiştir.
Duygusal regülasyon nedir?
Duygu düzenleme (emotion regulation ya da duygusal regülasyon), kişinin yaşadığı duyguları:
- Tanıması,
- Anlamlandırması,
- Uygun şekilde ifade etmesi,
- Şiddetini azaltması veya arttırması,
- Dış dünyayla ve içsel değerleriyle uyumlu biçimde yönetebilmesi becerileridir.
Yani, ne hissettiğini fark etmek, bu hissi neyin tetiklediğini anlayabilmek, gerektiğinde bu duyguyu bastırmadan yatıştırabilmek ve bu duygularla işlevsel bir şekilde baş edebilmektir.
Birey duygularını düzenleyemezse:
- Yoğun stres, öfke patlamaları, kaygı atakları yaşar.
- Duyguları bastırmaya ya da kaçınmaya çalışırsa bu durum bedensel belirtilere (baş ağrısı, mide sorunları, kas ağrısı, uykusuzluk gibi) dönüşebilir.
- Sürekli kaçınma ya da aşırı kontrol çabası, bağlanma problemlerini de besler.
Duygusal regülasyonun bağlanma ile İlişkisi
- Güvenli bağlanma kişinin duygulara karşı esnek, farkında ve dengeli tepkileri olmasını sağlar.
- Kaygılı bağlanma ise kişinin aşırı yoğun duygular, dramatik ifadeler, “taşma” davranışları ortaya çıkartmasına neden olur, yani bu kişilerin duygusal regülasyonu yoktur.
- Kaçıngan bağlanma da ise duygular bastırılır, kişi duygusal ihtiyaçlarını inkar eder; ama bu bastırma zamanla fizyolojik (somatik ya da fiziksel hasar) sorunlara dönüşür. Yani bastırma bir regülasyon (düzenleme) değildir.
Ve yine yani erken bağlanma deneyimi (özellikle anneyle) duygunun nasıl regüle(düzenlendiğini) edildiğini öğretir. Anne duyguyu fark eder, adlandırır, yatıştırırsa çocuk da bunu zamanla içselleştirir.
Duygu düzenleme becerileri (duygusal regülasyon) zayıf olduğunda kişide
Anksiyete bozuklukları
Depresyon
Yeme bozuklukları
Kişilik bozuklukları (özellikle borderline, narsisistik, obsesif)
Travma sonrası stres bozukluğu
Öfke kontrol sorunları
gibi sorunlar çok daha yaygın şekilde görülür.
Duygu düzenleme becerisi yetisi
Dürtüsel davranışları kontrol eder.
Kişilerarası ilişkilerde esnekliği ve empatiyi mümkün kılar.
Ruh sağlığının temel belirleyicisidir.
Bedenin fizyolojik stres cevabını düzenler…
Örneğin:
“Terk edileceğim” korkusuyla panik yapıp partnerini arka arkaya aramak yerine, bu korkunun içinde kalabilmek.
“Kendimi yetersiz hissediyorum ama bu duyguya yenik düşmeden harekete geçebilirim” diyebilmek.
“Şu an çok öfkeliyim ama bağırmak yerine biraz susmayı ve uzaklaşmayı seçebilirim” diyebilmek.
Duygusal regülasyon;
- Bastırmak değildir: “Öfkemi hiç göstermem.”
- Patlatmak da değildir: “Ben duygularımı içime atmam, söylerim.”
- Rasyonalize etmek de değildir: “Bu his saçma, yok saymalıyım.”
- Uyuşturmak da değildir: Aşırı yeme, alkol, işkoliklik, pornografi vs.
Bağlanma problemlerinin hem psikolojik hem fizyolojik semptomlara neden olması, duygu düzenleme eksikliği üzerinden açıklanabilir. Özellikle bağlanma travması yaşamış bireylerde duygu regülasyonu gelişmediği için stres, öfke, kaygı, bağımlılık, somatizasyon gibi belirtiler görülür.
Duygusal regülasyonun temelleri erken çocuklukta, özellikle ilk bağlanma figürüyle (genellikle anne) kurulan ilişkide atılır.
Örneğin:
Anne, çocuğun korkusuna “Abartma bir şey yok” diyorsa; çocuk duygusunu bastırmayı öğrenir.
Anne, çocuğun üzüntüsüne “Ağlama, sana pasta alacağım” diyorsa; çocuk duygudan kaçmayı öğrenir.
Anne, çocuğun kızgınlığına “Sen çok kötüsün” diyorsa; çocuk duygusunu suçlanacak bir şey gibi görür.
Oysa:
Anne, “Korkmuş olman çok normal, yanında olduğumu bil” diyorsa → Çocuk duygusunu kabul edilebilir bulur.
“Ağlıyorsun çünkü canın yandı, geçecek birazdan” diyorsa → Duyguya eşlik eden zamanla regülasyon becerisi gelişir.
Özetle:
Bağlanma problemi yaşayan kişiler:
- Daha yoğun stres, huzursuzluk ve duygusal iniş çıkışlar yaşarlar.
- Bu kişilerde nevrotik eğilimler, kaygı bozuklukları ve ilişkisel çatışmalar daha yaygındır.
- Duygusal düzenleme becerileri zayıf olduğu için zorlayıcı duygular karşısında ya bastırma, ya taşma ya da kaçınma davranışları gösterirler.
- Kronik bağlanma stresi, inflamatuar belirtilerini artırabilir.
- Bu durum hem fiziksel sağlığı (bağışıklık sistemi, kardiyovasküler sistemi) hem de zihinsel sağlığı (depresyon, anksiyete) tehdit eder.
- Erken dönem bağlanma travmaları, sinir sistemi gelişimini ve stres yanıt sistemini etkileyerek fizyolojik zeminli rahatsızlıklara neden olabilir.
- Sorun kişilerin “doğuştan kaygılı” olmasından değil, genellikle erken dönem bağlanma ilişkilerindeki aksaklıklardan kaynaklanır.
- Bu bozulma, hem kişilik gelişiminde hem de duyguların düzenlenmesinde yapısal zayıflıklara yol açar.
- Bağlanma sorunu, sonradan gelişen psikolojik belirtilerin sebebi olarak ele alınmalıdır.
- Sağlıklı bağlanma, kişinin ilişkilere güvenle yaklaşmasını, duygularını düzenleyebilmesini ve bedensel stres düzeyinin düşmesini sağlar.
- Terapi süreçlerinde bağlanma örüntülerinin fark edilip dönüştürülmesi, kişilik bütünlüğü, öfke kontrolü, benlik değeri ve ilişki tatmini gibi alanlarda gözle görülür iyileşmeler sağlar.
Duygu regülasyonu nasıl sağlanır konusu ise başka bir yazımın konusu olacak…
Görüşmek üzere…