CİNSELLİĞİN DÖNÜŞÜMÜ

Yakın ilişkilerde yaşanan dönüşüm yalnızca “evlilikleri, aile yapısını ya da çocuk sahibi olma” kararlarını etkilemiyor;
Belki de en köklü değişimlerden biri cinsellik alanında yaşanıyor.
Uzun yıllar boyunca aşk, evlilik ve cinsellik aynı bütünün parçaları olarak kabul edildi.
Toplumun büyük çoğunluğu için “cinsellik; evlilik içinde yaşanan, belirli kurallarla sınırlandırılmış bir deneyimdi”. Bugün bu üç alan giderek birbirinden ayrışıyor.
Artık insanlar;
evlenmeden cinsel ilişki yaşayabiliyor,
cinsellik olmadan romantik bağlar kurabiliyor
ya da duygusal yakınlık olmadan cinsel ilişkilere girebiliyor.
Bir zamanlar aynı paketin içinde bulunan unsurlar bugün farklı kombinasyonlarla yeniden bir araya geliyor.
Bu değişim ilk bakışta daha fazla özgürlük anlamına geliyor gibi görünse de beraberinde yeni psikolojik sorular getiriyor.
Örneğin günümüzde birçok insan tarihteki herhangi bir kuşağa göre çok daha fazla cinsel içerikle karşılaşıyor. İnternet ve sosyal medya sayesinde cinsellik sürekli göz önünde bulunuyor. Ancak ilginç bir şekilde bazı araştırmalar “genç kuşakların önceki kuşaklara göre daha az cinsel ilişki yaşadıklarını” da gösteriyor. Bir yanda cinselliğin görünürlüğü artarken diğer yanda gerçek yakınlık kurmak zorlaşıyor.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Cinsellik ile yakınlık aynı şey değildir.
Yakınlık; güvenmeyi, kırılgan olabilmeyi, görülmeyi ve kabul edilmeyi içerir. Cinsellik ise bazen bu yakınlığın bir sonucu olabilir, bazen de ondan tamamen bağımsız yaşanabilir.
Modern insanın yaşadığı temel çelişkilerden biri de burada ortaya çıkıyor:
“İnsanlar cinsellik hakkında her zamankinden daha rahat konuşuyorlar; ancak duygusal olarak çıplak kalmak, yani bir başkasına gerçekten kendini açabilmek giderek zorlaşıyor.”
Dijital dünyanın etkisi de bu dönüşümün önemli parçalarından biri. Pornografiye erişimin kolaylaşması, sosyal medya üzerinden kurulan ilişkiler, görüntülü görüşmeler ve sanal etkileşimler cinselliğin deneyimlenme biçimini değiştiriyor.
“Bazı uzmanlar bunun beklentileri yükselttiğini, gerçek ilişkilerden alınan tatmini azalttığını ve insanları daha yalnız hâle getirdiğini savunuyor. Bazıları ise bunun yalnızca cinselliğin yeni teknolojilere uyum sağlamasından ibaret olduğunu düşünüyor.”
Ama belki de asıl mesele teknolojinin kendisi değildir. Asıl mesele, insanın temel ihtiyaçlarının değişip değişmediğidir.
İnsan zihni hâlâ görülmek, arzulanmak, sevilmek ve bağ kurmak istiyor. Teknoloji bu ihtiyaçların ifade edilme biçimini değiştirebilir; ancak onların varlığını ortadan kaldıramaz.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda tartışacağımız konu cinselliğin özgürleşip özgürleşmediği değil, özgürleşen cinselliğin insanı daha mutlu edip etmediği olacaktır.
Çünkü insan yalnızca bedensel bir varlık değil. Aynı zamanda duygusal, ilişkisel ve varoluşsal bir varlık. Ve çoğu zaman sorunlarımız, cinselliğin kendisinden değil, onun taşımasını beklediğimiz anlamlardan kaynaklanır.