“BEN BUYUM”

Bu cümle kalıbı, ilk bakışta “sade bir kendilik” ifadesi gibi dursa da ilişkilerin içinde oldukça karmaşık ve yüklü bir anlam taşır. Hatta çoğu zaman cümlenin kendisinden çok, ne zaman ve nasıl söylendiği belirleyici olur.
Savunma olarak “ben böyleyim”
Burada cümle, değişim talebine karşı bir “kapanma” işlevi görür.
“Beni eleştirme!”
“Beni zorlama!”
“Buraya kadar, daha fazlası yok!”
Bu mesajın altında; Yetersizlik hissi, Eleştiriye karşı hassasiyet ve Değişememe korkusu yatar. Yani kişi aslında “ben böyleyim” ya da “ben buyum” derken,
“Daha fazlasını yapabilecek gücüm yok ve bunun görülmesinden korkuyorum” demektedir.
Dayatma olarak “ben böyleyim”
Bu amaçla kurulan “ben böyleyim” ya da “ben buyum” cümlesi, karşı tarafı uyumlanmaya zorlayan bir ‘güç aracı’ haline gelir.
“Ben değişmem, sen uyum sağla”
“İlişkinin kuralları benim üzerimden belirlenmeli”
Bu yaklaşımda narsisistik bir eğilim kendini gösterir. Ya da bilinçaltında bir kontrol ihtiyacı, terk edilme korkusunun tersine çevrilmiş hali söz konusudur. Yani kişi aslında şunu söyler:
“Ben değişirsem dağılırım, o yüzden sen değiş.”
Kabul talebi olarak “ben böyleyim”
Bu amaçla kurulan cümle daha kırılgan bir yerden gelir.
“Beni olduğum gibi kabul eder misin?”
“Sevilmek için değişmek zorunda mıyım?”
Bu durumda cümle bir savunmadan çok yakınlık çağrısıdır ama dili serttir. Bu dilin altında Koşullu kabul deneyimleri, “Olduğum halim yeterli değil” inancı yatar. Yani görünürde sert ama özünde:
“Beni değiştirmeye çalışmadan da kalabilir misin yanımda?” denmektedir.
Kimlik sabitleme ihtiyacı
Bazı insanlar için “ben buyum”; değişimin yarattığı “belirsizliğe karşı kimliği koruma” girişimidir.
“Değişirsem kim olurum?”
“Tutunacak bir şey lazım”
Özellikle hayatında kontrol kaybı yaşamış kişilerde daha belirgin bir tutumdur.
Sorumluluktan kaçınma
Bazen de bu cümle çok daha işlevsel bir yerden kullanılır:
“Evet böyleyim ve bununla ilgili bir şey yapmayacağım”
“Sonuçları da üstlenmek istemiyorum”
Yani:
“Davranışımın ilişkide yarattığı etkiyi konuşmak istemiyorum.” Demektedir kişi.
***
“Ben böyleyim” çoğu zaman diyaloğu bitiren bir cümledir. Müzakereyi kapatır, değişim alanını sıfırlar, karşı tarafı iki seçeneğe zorlar;
Kabul et ya da Git!
Bu yüzden ilişkide şu dinamik ortaya çıkar: “Bir taraf sabitlenir, diğer taraf ya uyumlanır ya da kopar.” Bu nedenle bu cümle kalıbı otantik bir kendilik ifadesi gibi görünse de, aslında kişinin kendiliğiyle teması kesen bir işlev görür. Çünkü gerçek kendilik akışkandır, meraklıdır, daha esnektir, daha uyum içerir.
“Ben böyleyim” diyen birinin sesi, çoğu zaman yalnızca kendini anlatmaz; aynı anda bir kapıyı kapatır. O cümlede, söylenmeyen başka cümleler yankılanır: “Buraya kadar yaklaşabilirsin” ya da “Buradan ötesi tehlikeli!”
Bu cümle yüzeyde bir kendilik ilanı gibi görünürken, bilinçaltında çoğu zaman bir “kendilik savunusudur”. Çünkü gerçek kendilik kendini ilan etmeye ihtiyaç duymaz; kendini yaşar. İlan edilen, korunmak istenendir.
Bu cümle bir tür içsel sınır çizme ritüeli gibi de düşünülebilir. Kişi, kendisine doğru yönelen bir bakış, bir talep ya da bir yakınlık karşısında, görünmez bir çizgi çeker. “Ben buyum” o çizginin adı olur.
***
‘Yeterince iyi anne’, ‘geçiş nesnesi’, ‘gerçek/sahte kendilik’ gibi kavramları literatüre kazandırmış, nesne ilişkileri üzerinde çalışan İngiliz pediyatrist ve psikanalist Donald Winnicott’a göre; gerçek kendilik, spontan ve canlıdır; sahte kendilik ise korunmak ve ilişkide hayatta kalmak için örgütlenir. “Ben böyleyim” tam da bu sahte kendiliğin cümlesidir. Bir tür donmuş organizasyon. Değişirse dağılacakmış gibi hisseden bir yapı.
Çünkü değişim, sadece yeni bir davranış demek değildir; bazen kişinin bütün iç dengesini tehdit eden şey olur. İşte o zaman kalıp sertleşir:
“Ben böyleyim.”
Ama çoğu zaman içerideki ses şudur:
“Beni böyle tutan şeyi henüz bırakamam.”
Hümanistik psikolojinin (hım hım terapisi diye de bilinir) kurucusu psikanalist Carl Rogers ise başka bir kapı aralar; Onun ‘koşulsuz kabul’ fikriyle bakıldığında, ben böyleyim cümlesi savunmadan çok bir yakarıştır. Kişi sanki şöyle demektedir:
“Değişmeden de kabul edilebilir miyim?”
Burada mesele değişim değil, değişmeye zorlanma deneyimidir. Çünkü bazı kişiler için sevilmek, değişmekle eş anlamlıdır. Ve insan bir noktada yorulur. ‘Ben böyleyim’ derken aslında:
“Bu kez değişmeden kalmak istiyorum.” Der.
Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu perspektifinden bakınca ise iş biraz daha sertleşir. Sartre için insan, olduğu şey değil, “olmayı seçtiği şeydir”. Bu açıdan bakıldığında “ben buyum” cümlesi, özgürlüğün inkârıdır. Çünkü bu cümle, kişinin kendi eylemlerini sabitleyip, onları “değişmeyen bir öz” gibi ortaya koyar. Sartre buna “kötü niyet (bad faith)” der; Yani insanın kendi özgürlüğünden kaçması.
BÖYLE BİRİNE NASIL YAKLAŞILMALI?
Doğrudan değişim talebini yumuşatmak
“Bunu böyle yapma” dediğin anda savunma zaten devreye girer. Bunun yerine:
“Bunu yaptığında ben ne hissediyorum” buna odaklanmak gerek… Yani odağı onun kimliğinden, senin deneyimine kaydırmak.. Çünkü kimlik hedef alındığında savunma ortaya çıkar. Deneyim paylaşıldığında ise karşıdakiyle temas mümkün olur.
Alan tanımak ama kaybolmamak
Burası hassas bir dengedir. Tamamen geri çekilirsen karşıdaki rahatlar ama ilişkinin içi boşalır. Üzerine gidersen de karşındaki kapanır. Dolayısıyla
“Seni zorlamıyorum ama ben de buradayım” mesajını verecek bir tutuma ihtiyaç duyulur. Bu tutum hem baskıyı azaltır hem yok olmanı engeller.
“Düzeltme” çabasını bırakmak
İnsan sevdiğini değiştirmek ister. Bunu istemediğini düşünse de pek çok kişi gerçek böyle değildir. Herhangi bir davranışını değiştirmesini istemek bile onu değiştirme ihtiyacıdır ve bunu talep etmek çok insani bir davranıştır. Kuşkusuz insani olması onunun doğru olduğunu göstermez!
Ama “ben böyleyim” diyen birine karşı bu yaklaşım, tepki görür.
“Olduğun halin yeterli değil” mesajı vermek yerine; anlamaya çalışmak, merak etmek gerekir.
Örneğin;
“Bu olmak senin için ne ifade ediyor?”
“Böyle kalmak sana ne sağlıyor?”
Bu sorular savunmayı değil, düşünmeyi açar, karşı tarafla teması mümkün kılar.
Savaşmadan Sınır koymak:
“Seni anlıyorum, böyle hissediyorsun. Ama benim için burası bu haliyle zor bir yer.”
Sınırsız olmayan zaman tanımak:
Bazı insanlar hemen açılmaz. Özellikle “ben böyleyim” diyenler.. şu ayrım önemli:
Süreç ilerliyor mu, Yoksa aynı döngü tekrar mı ediyor?
Hiçbir değişiklik yoksa, sadece sen esniyorsan, o zaman bu ilişki tek taraflı bir uyumlanmaya dönmüş demektir. Bu süreç senin ilişki içinde kendini kaybetmene yol açar.
Tahrik etmeyen, davet eden bir dil:
“Neden böylesin?” sorusu kapatır,
“Hiç değişmeyecek misin?” sorusu köşeye sıkıştırır.
“Bu konuda başka bir yol bulabilir miyiz?” yaklaşımı ise; hem baskı yaratmaz hem de ilişkiyi dışlamaz.
Gerçekçi olmak gerekirse…
Bazı insanlar gerçekten değişmek istemez ya da henüz istemez. Bu durum bizim için şu soruyu ortaya çıkartır:
“Ben bu haliyle bu ilişkide ne kadar varım? Bu ilişki ne kadar beni ifade ediyor?”
Bu bir vazgeçiş değil, bir gerçeklik sorgulamasıdır. Gerçeklikle temas etmek demektir.
“Ben böyleyim” diyen biriyle ilişkideki girdap, “Onu değiştirmeye çalışırken kendini kaybetmen” ya da “onu olduğu gibi kabul ederken yine kendini kaybetmendir”.