ALDATMANIN CEZASI

Aldatılan her insan kendisi de bir aldatma içinde değilse bunu kendine yapılmış bir saldırı olarak algılar ve karşısındakini cezalandırmak ister.
Peki, aldatmanın cezası nedir?
Önce “suç” ve “ceza” arasındaki ilişkiye bakmak gerek. Çünkü, suçun cezasının ne olması gerektiği düşüncesi,arkasındaki amaçla ilgilidir.
Temelde 3 farklı ceza mantığı vardır:
-
Karşılık
-
Caydırıcılık
-
Islah/rehabilitasyon
Yani,
Cezada Amaç:
Mağdurun intikam duygusunun tatmin edilmesi mi olacak?
Yoksa başkalarının yapmasını engelleyecek bir caydırıcılık mı?
Yoksa aldatan kişinin bu davranışı tekrar yapmaması için (pişmanlığa ceza indirimi, açık cezaevi, denetimli serbestlik, sosyal ceza gibi uygulamalarla) iyi hali teşvik edip, ıslah etmek mi?
Suç ve cezanın felsefesinde bu 3 amaç hukuk normlarında belirleyici olur. Bu sadece toplumsal açıdan bir amaç ve norm değildir, farkında olmadan biz de kişisel hayatlarımızda bu düşünceleri esas alırız.
***
Şimdi, aldatmak cezalandırılacaksa bunun “suç” olması gerekir.
İlişki yaşadığınız partneri ya da eşi aldatmak “suç” mudur?
Bizim kanunlarımızda aldatmakla zina yapmak eşdeğer görülüyor.
Zina suç olmadığı için aldatmak da kanunlarımızda cezai müeyyidesi olan bir suç değildir.
Aldatılan eşi mağdur ettiği için tazminat hakkı doğurur, boşanma gerekçesi olarak kabul edilir ancak suç değildir.
Aldatmayı suç sayan birkaç Ortadoğu ülkesi var, ama orada suç; eşin aldatılması değil nikahsız cinsel birlikteliktir.
Doğal olarak cezalandırılan, sadakatsizlik değildir.
***
Peki aldatmayı kişisel düzeyde ele aldığımızda suç ve ceza ilişkisi nasıldır?
Suç nedir?
Suç;
Sınırı kanunlar tarafından yapılmış, toplum düzenini bozan, cezası yine kanunlar tarafından belirlenmiş hukuka aykırı davranışlardır.
Bu tanım bizi şuraya götürür;
Suç ve ceza toplumla, toplum düzeniyle ilgilidir.
Kişiyle ya da kişisel alanla ilgili değildir.
Buradan hareket ettiğimizde aldatma eylemi kategorik olarak bir “suç” değildir!
Doğal olarak bu davranışa muhatap olan kişilerin yani aldatılmış kişilerin kendilerini kanun koyucu yerine koyup, karşı tarafı cezalandırmaya kalkmaları, rasyonalitesi olan bir davranış değildir ve böyle bir davranışa yönelinmesi oldukça karmaşık bir durum yaratır.
Açalım…
Yukarıdaki suç ve ceza mantığı üzerinden hareket ederek cezalandırmaya kalktığınızda:
- Karşılık verebilirsiniz; siz de onu aldatabilirsiniz.
- Bu davranışa bir daha yönelmemesi için ağır bir yaptırım uygulayabilirsiniz; ayrılıkla, maddiyatla, toplumsal itibarını zedelemekle karşı karşıya bırakabilir, toplumsal dışlanmaya maruz bırakarak ya da başkaca caydırıcı davranışlara yönelebilirsiniz.
- Bir daha yapmaması için affedebilir, tedavi olması için teşvik edebilir ya da ıslah olması için başkaca davranışlara yönelebilirsiniz…
Ancak bu yollara girmenin açmazları vardır.
- Suçun karşılığı ancak toplumun düzeni ve evrensel yasa çerçevesinde verilebilir.
- Kişisel düzeyde, failin “acıyı çekmesi” ya da “bedel ödemesi” doğrudan mağdur olan senin kontrolünde değildir.
- Bu yüzden kişisel düzeyde fiilen eşdeğer karşılık sağlamak mümkün değildir.
- Aldatılan kişi olarak sen, failin acı çekmesini sağlayamazsın; bunu yapmaya çalışmak, çoğu zaman kendine zarar verir ve ilişkini daha toksik hâle getirir.
- Aldatma karşısında kendi duygusal ve psikolojik dengeni sağlamak; gerçekçi ve sağlıklı “karşılık” vermekle mümkündür.
- Eğer bir bedel ödemesi gerekiyorsa bu, toplumsal veya kurumsal mekanizmalar aracılığıyla gerçekleşir: evlilik sözleşmeleri, tazminat, terapötik süreçler, vs.
- Kişisel düzeyde “fail acı çeksin” talebi, çoğunlukla intikam arzusuna dayanır ve bu nedenle etik/ahlak olarak doğru değildir.
Özetle
Kişisel karşılık, failin acı çekmesini sağlamak değil, kendi psikolojik bütünlüğünü korumakla mümkün olur.Failin “bedelini ödemesi” ancak toplumun veya sistemin denetiminde mümkündür.
Aldatılan açısından rasyonel olan, aldatmayı karşı tarafın suçu olarak görüp cezalandırmaya çalışmak değil, “sağlıklı ve gerçekçi karşılık” vermektir.
Bu yazıda aldatma üzerinden dile getirdiğim “zarar verici davranışlara” karşı;
sağlıklı ve gerçekçi karşılık nedir?
Son soru; “aldatma” kanunda cezai karşılığı olan bir “suç” olarak görülmeli midir?